Bulgar Gazeteci Sophia Proneikos’tan Dünya Liderlerini Büyüleyen Mehteran Analizi - Eskişehir Öteki Eskişehir Haber

Eskişehir Magazin

Bulgar Gazeteci Sophia Proneikos’tan Dünya Liderlerini Büyüleyen Mehteran Analizi

Bulgar Gazeteci Sophia Proneikos’tan Dünya Liderlerini Büyüleyen Mehteran Analizi
Yayınlama: 9 Temmuz 2026 Perşembe - 402
A+
A-

Bulgar Yazardan Ankara’daki NATO Törenine Övgü: "Tarih Bir Medeniyeti Kılıçla Fethetmez, Bir Ritim Yeterlidir"

NATO Zirvesi Hayranlığı: Bulgar Yazarın Mehter Paylaşımı Gündem Oldu

Türkiye'nin ev sahipliğinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen 36. NATO Liderler Zirvesi, sadece diplomatik kararlarıyla değil, görkemli karşılama töreniyle de dünyada yankı uyandırdı. Bulgar yazar Sophia Proneikos’un sosyal medyada Mehteran takımına ve Türk devlet geleneğine dair yaptığı derin analiz içeren paylaşım küresel çapta gündeme oturdu.

Ankara’da 32 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla icra edilen tarihî zirve, hafızalarda iz bırakan sahnelere ev sahipliği yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte tarafından karşılanan liderler, Beştepe'ye dikey bir protokol nizamıyla giriş yaparken dünyanın en eski askeri bandosu olan Mehteran takımı ve 16 Büyük Türk Devleti’ni temsil eden "Alp" figürlü askerlerle karşılaştı.

Zirvenin bu büyüleyici atmosferi, ünlü Bulgar yazar Sophia Proneikos’un da dikkatinden kaçmadı. Proneikos, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Türk tarihsel süreklilik mantığına ve diplomatik zekasına övgüler yağdırdı.

"Ankara'daki Zirvenin En Büyüleyici Sahnesi İlk El Sıkışmadan Önce Yaşandı"

Zirvenin en dikkat çekici anının müzakere masasında değil, karşılama esnasında yaşandığını belirten Bulgar yazar, modern dünya ile köklü tarihin buluşmasını şu çarpıcı ifadelerle özetledi:

"Neredeyse hiç kaybolmayan tarihin beni şaşırtmaktan asla vazgeçmeyen bir alışkanlığı var. Kendini o kadar zarif bir şekilde sunmayı öğreniyor ki, modern insanlar ona törensel protokol demeye başlıyor. 21. yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, dünyanın en eski askeri bandosu olan 'Mehter'in sesiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde karşılanırken, önlerinde tarihi üniformalar giymiş askerler duruyordu. 1949'da kurulan bir askeri ittifak, kökleri 13. yüzyıla uzanan bir askeri geleneğin müziği eşliğinde bir cumhurbaşkanlığı sarayına girdi. Ne olağanüstü bir tarihsel süreklilik duygusu!"

"Mehter Sıradan Bir Askeri Bando Değil, Bir Silahtı"

Yazısında Mehter'in sadece ritim tutan bir topluluk olmadığını, psikolojik bir harp enstrümanı olduğunu hatırlatan Proneikos, Batı müziğinin de bu köklerden beslendiğini dikey bir tarih bilinciyle aktardı:

  • Savaş Başlamadan Önceki Güç: "Osmanlı orduları Belgrad, İstanbul, Rodos, Mohaç veya Viyana'ya doğru ilerlerken duyulan devasa köslerin gürlemesi ve zurnaların keskin sesi, sadece orduya eşlik etmiyordu; ordunun kendisinin bir parçasıydı. Amacı düşmanı, kendilerine doğru ilerleyen bir imparatorluğun varlığına savaş başlamadan ikna etmekti."

  • Batı Dünyasına Etkisi: "Avrupa'nın Osmanlı ile karşılaşmalarından sonra Batı ordularının Osmanlı davullarını, zillerini ve daha sonra Mozart, Haydn ile Beethoven'ın müziğine bile girecek olan 'Türk tarzını' (Alla Turca) benimsemesi tesadüf değildir. Bazen tarih bir medeniyeti kılıçla fethetmez. Bir ritim yeterlidir."

"Geçmiş Bir Yük Değil, Bir Dildir"

Türkiye’nin köklü devlet geleneğini protokole yansıtma dikey başarısını çok etkileyici bulduğunu belirten Bulgar yazar Sophia Proneikos, paylaşımını şu dikey tespitle sonlandırdı:

"Bu töreni çok etkileyici buldum; kimsenin Osmanlı İmparatorluğu'nu yeniden canlandırmaya çalışmasından değil, Türkiye'nin büyük medeniyetlerin her zaman anladığı bir şeyi anlamasından dolayı... Geçmiş bir yük değil, bir dildir ve bu dili konuşmayı bilen milletler tarihlerini asla sadece konuşmalarla anlatmazlar. Çünkü bazen birkaç davul vuruşu yeterlidir."

Ukrayna'ya askeri destek taahhütleri ve 50 milyar dolarlık yeni tedarik anlaşmaları gibi kritik kararların alındığı Ankara Zirvesi, ev sahipliğindeki bu kültürel gurur ve tarihsel zenginlik mesajıyla küresel basında uzun süre konuşulmaya devam edecek gibi görünüyor.

Bulgar yazar, şu sözleri kaleme aldı:

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Türkiye’nin başkenti Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi, ittifakın Lahey’deki (2025) önceki toplantısının ardından savunma harcamaları, endüstriyel kapasite artışı ve Ukrayna’ya desteğin uygulanmasını odak aldı.

Zirve, Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde ev sahipliğinde gerçekleşti.

Liderler, savunma harcamalarında önemli ilerlemeler (Avrupa ve Kanada'dan 2025'te 139 milyar dolar ek yatırım, yeni 50 milyar dolarlık tedarik anlaşmaları), Ukrayna'ya 2026 ve 2027 için toplam 140 milyar euro civarında askeri destek taahhüdü ve kolektif savunma (Madde 5) vurgusuyla sonuçlanan bir deklarasyon yayınladı.

"MODERN İTTİFAK, KÜLTÜREL GURUR MESAJIYLA BULUŞTURULMUŞ"

Zirvenin en dikkat çeken anlarından biri, diplomatik müzakerelerden önce gelen resmi karşılama töreniydi. NATO liderleri, dünyanın en eski askeri bandolarından biri olan Mehter eşliğinde ve Türk tarihi devlet geleneğini simgeleyen üniformalı askerler (16 Büyük Türk Devleti’ni temsil eden 'Alp' figürleri) önünde karşılandı.

Bu tören, modern ittifakın tarihi süreklilik ve kültürel gurur mesajıyla buluştuğu simgesel bir protokol olarak öne çıktı.

"ANKARA'DAKİ ZİRVENİN EN BÜYÜLEYİCİ SAHNESİ İLK EL SIKIŞMADAN ÖNCE YAŞANDI"

Tarihin beni şaşırtmaktan asla vazgeçmeyen bir alışkanlığı var. Neredeyse hiç kaybolmuyor. Kendini o kadar zarif bir şekilde sunmayı öğreniyor ki, modern insanlar ona törensel protokol demeye başlıyor. İşte tam da bu yüzden Ankara'daki NATO Zirvesi'nin en büyüleyici sahnesi müzakere masasında değil, daha ilk el sıkışmadan önce yaşandı.

Yirmi birinci yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, dünyanın en eski askeri bandosu olan 'Mehter'in sesiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne karşılanırken, önlerinde Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihi üniformalar giymiş askerler duruyordu.

"MEHTER SIRADAN BİR ASKERİ BANDO DEĞİL, BİR SİLAHTI"

Ne olağanüstü bir tarihsel süreklilik duygusu: 1949'da savaş sonrası dünyanın sembolü olarak kurulan bir askeri ittifak, kökleri on üçüncü yüzyıla uzanan bir askeri geleneğin müziği eşliğinde bir cumhurbaşkanlığı sarayına girdi.

Mehter asla sıradan bir askeri bando değildi, bir silahtı. Osmanlı orduları Belgrad, İstanbul, Rodos, Mohaç veya Viyana'ya doğru ilerlerken duyulan ilk şey, devasa 'kös' timpanilerinin gürlemesi, ardından 'zurna'ların keskin sesi, sonra da pirinç trompetler ve çınlayan zillerdi; çünkü müzik sadece orduya eşlik etmekle kalmıyor, ordunun kendisinin bir parçası oluyordu.

"BAZEN BİR MEDENİYETİ FETHETMEK İÇİN RİTİM YETERLİDİR"

Amacı askerleri eğlendirmek değil, savaş başlamadan çok önce düşmanı, kendilerine doğru ilerleyen bir imparatorluğun varlığına ikna etmekti.

Avrupa'nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaşmalarından sonra Batı ordularının Osmanlı davullarını, zillerini ve daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven'ın müziğine bile girecek olan 'Türk tarzını' yavaş yavaş benimsemesi tesadüf değildir; çünkü bazen tarih bir medeniyeti kılıçla fethetmez. Bir ritim yeterlidir.

"TÖRENİ ÇOK ETKİLEYİCİ BULDUM"

İşte tam da bu yüzden bu töreni çok etkileyici buldum; kimsenin Osmanlı İmparatorluğu'nu yeniden canlandırmaya çalışmasından değil, Türkiye'nin büyük medeniyetlerin her zaman anladığı bir şeyi anlamasından dolayı, geçmiş bir yük değil, bir dildir ve bu dili konuşmayı bilen milletler tarihlerini asla sadece konuşmalarla anlatmazlar, çünkü bazen birkaç davul vuruşu yeterlidir. 



Gönderen: haber



Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar
Copyright © 2025 - Künye